bir
 

BAYBURT BiLGiLERi 1 > 2 > 3 > 4 > 5 > 6 > 7 > 8 > 9 > 10 > 11

 
Ana Sayfa
Istiklal Marsi
Sanatcilarimiz
Almanyadan Haber
Almanyadan Resimler
Almanyadaki Konsolosluklar
Avrupadaki Konsolosluklar
Bayburt Resimleri
Bayburt Bilgi
Bayburt Haber
Bayburt Köyleri
Bayburt Dernekleri
Bayburt Türküleri
Bayburt Chat Odasi
islam Bilgileri
Fikra
Siir
Köse Yazisi
Kontakt

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bayburt´un Düsman isgalinden Kurtulusu

 

Örmedik Bayburt’ta biz o baharı,
Size yeşil, size çiçek olsun…
Açılır sonsuzluğun bütün kapıları,
Yeterki ruhlarda o hilâl olsun.
Yüceldikçe yeryüzünde ırkımızın vakarı,
Kanlarlımız size helâl olsun…
Duyarız sesini bazı bazı,
Alırız selamınızı,
Kopdağının tepesinde bir Anıt.
Anıtın üstünde Bayrak,
Bayrakta bir rüzgar ılgıt ılgıt,
Alnımızda hürriyetin yazısı,
Alnımız nede ak…

Birinci dünya savaşı sırasında Ruslar Kafkasya’yı aşıp Erzurum’u işgal ettiler. Etekleri transit yolu üzerinde bulunan Bayburt’u ele geçirmekti emeli. Bu nedenle Bayburt üstüne saldırdılar. Ancak, Bayburtlular ile birlikte bir avuç Türk askeri, düşmanı Kop Dağlarında çevirmişti. 6 ay gibi bir süre adım bile attırmayarak bu dağlara çivilemişti. Bu çarpışmalar sırasında Türk kuvvetleri 90.000 şehit vermiş, düşman ise 170.000 zayiat vermişti. Bu nedenledir ki Milli Kahraman Mareşal Fevzi Çakmak Kop Savunması için savaş anılarında İKİNCİ PLEVNE adını vererek tarihe mal etmiştir.
Bayburt başkan başa bir tarih olmuş ve bu topraklar bir kutsiyet kazanmıştır. Her yörede toprağın özel bir kokusu vardır. Ancak, Bayburt’ta toprak bunun dışında barut kokar, şan ve şeref kokar. Asıl önemlisi bir vatan kokar.
Çoruh değişir sanma!
Bu kan yine o kandır.
Asılsın sarp kalana,
Ay yıldızlı bayraklar,
Sana göz dikenlere,
Öptürürüz ayaklar…

Değerli okuyucularım. Kurtuluş Savaşı yıllarını yaşayan Dağıstanlı Abdullah Ustanın anılarını ilimizin kurtuluş gününde sizlerle paylaşmak istedim. Abdullah Usta Kurtuluş yıllarını bakın nasıl kaleme almış: “1916 yılı karakışında Erzurum Ruslar tarafından işgal edildi. Ben bu sırada Erzurum’un Kân köyünde askerdim. Ruslar bu hızla Bayburt’a yöneldiler. Ancak, Türk kuvvetleri Rus ordularını Kop Dağlarında tutmuş, Bayburt’a geçmelerine izin vermemişti. Halit Paşa komutasındaki kuvvetlerimiz bu dağlarda kahramanca çarpışarak çok üstün düşman askerlerini geri çekilmek zorunda bırakmışlardı. Düşman 16 Temmuz 1916 günü de Bayburt’a girdi.
Bayburt halkının çoğu bu sırada batı kentlerine göçe başladılar. Tam bu sırada Rus Çarı nikola’ya karşı Rusya’da Bolçeviklik ihtilalı başlamıştı. Ruslar bölgeyi, kendilerine klavuzluk yapan Ermenilere bırakmışlardı. Asıl Bayburt işgali o zaman başladı.
Ermeniler masum halka etmediklerini bırakmadılar. Ama Bayburt’lunun buna aldırdığı bile yoktu. Düşmanı nerede yakalarsa orada bastırıyordu. Ermeniler baktılar ki Bayburt ele avuca sığacak bir kent değil, başladılar akla hayale gelmeyen mezalim ve katliama. Türk ordusunun en yakın zamanda yeniden geleceğini bilen Ermeniler, yerli halkı ördürmek için planlar hazırlıyorlardı.
Ermenilerin başında Bayburt’un Varzahan köyünden olup, vaktiyle Rusyaya gitmiş, onlara klavuzluk etmek için yeniden gelmiş Arşak Paşa isinde biri bulunuyordu.
Arşak Paşa Bayburt’un mahalle ve köylerinde yaptırdığı duyuru ile un, şeker, konserve gibi çeşitli gıda maddeleri dağıtacağını birdirdi Her şeyden habersiz temiz kalpli Bayburt halkı bu çağrıya inanarak söylenilen yerde toplandılar. Daha önceden arka sokaklara yerleştirilmiş olan ermeni askerleri derhal yerlerinden çıkarak onları kuşattılar. Silahlı ermeni kuvvetleri bu masum halkı süngü zoruyla götürüp Sarı Hamdi’nin taş mağazalarına hapsettiler. Ayrıca daha önceden tespit ettikleri ve erkeklerini de hapsettikleri evlerle baskın yaparak at ve taşıt hayvanlarını alıp ev halkını da süngülemekten en ufak bir vicdan azabı duymadılar.
Gelelim taş mağazalarda hapsedilen Müslüman kardeşlerimize; Ermeniler sıra ile bu mağazaların kapılarını açıp içindekileri yaylım ateşine tutmaya başladılar. Bunun ardından da mağazalara girip yaralıları süngüden geçirdiler. Daha sonra da üzerlerine gaz döküp yakmak vicdansızlığından geri kalmadılar. Sıra içlerinde Dağıstanlı Abdullah Ustanın da bulunduğu başka bir taş mağazaya gelmişti. İçeride ikiyüzün üstünde Müslüman Bayburt’lu halk vardı. Abdullah Usta, Ermeniler tarafından yaralanarak yakalanmıştı. Yaralı olduğu halede 22 yaşındaki bu Türk genci durumun kötülüğünü görünce elinle geçirdiği bir demir parçası ile mağazanın altındaki salt taşlarlı sökmeye başlıyorlar ve bunları kapının arkasına yerleştiriyor. Kapının açılmadığı gören Ermeniler başlıyor tehdit savurmaya. Bir yanda da kapının üzerinden yaylım ateşi açmaya. Bu sırada içerdekiler de ellerine geçirdikleri taşlarlı mağazanın pencerelerinden Ermenilere atmayla başlıyorlar. Bu taşlarla iki ermeniyi öldürürler. Bunun da kar etmediğini gören Ermeniler mağazanın damını delerek içeriye ateş ve bomba atıyorlar. Dağıstanlı Abdullah, kendine has bir çeviklikle onların attığı bu bombalarlı kapıp yeniden dışarıya fırlatıyor.
Tam bu sırada diğer ermeni kuvvetleri de Bayburt’un Trabzon yolu üzerindeki Binbaşı Hanı adı verilen ve Ruslar tarafından daha önce mühimmat ambarı olarak kullanılan bir binayı Türk orduları gelerek ele geçirecekler diye Arşak Paşaya haber vermeden uçuruyorlar. Bu gürültüyü Türklerin gelişi sanan mağazaların önündeki Ermeniler paniğe uğrayarak yakıp yıktıkları Bayburt’u terk ettiler.”

Kaleme alan: Bahattin Odabasi

 

CAMiiLER

 

1- BAYBURT ULU CAMİİ   

 

          Anadolu Selçuklu Sultanlarından II. Gıyaseddin Mesut (1282 – 1298) zamanında yaptırıldığı kabul edilen caminin pek çok onarımlar gördüğü bilinmektedir. Son olarak 1967 yılında tümü ile ele alınıp ana plana uygun olarak yaptırılan caminin minaresi , mihrap önü kubbesine geçişi sağlayan mukarnaslı tromplardan bir kaçı ve asıl ibadet alanına açılan iki kapı orijinal yapıdan kalmaktadır . Caminin kuzey doğusunda bulunan minaresinin kaidesinde geçirdiği son büyük onarımı belgeleyen 1850 tarihli kitabe bulunmaktadır . Kare kaideli minarenin sekiz yüzlü pabuçluğunda ve yuvarlak gövdesinde geometrik ve bitki motifli mozaik çiniler Anadolu Selçuklu çinilerinin ilginç özelliklerini sergiler . Ayrıca caminin son cemaat yerinde beş kitabe mevcut olup , bu kitabelerden mihrabın iki yanında yer alanlar Osmanlıca iki ferman metnidir ve kadınların çalışma düzeni ile ilgilidir . Mihrabın hemen üstündeki kitabe Arapça bir kümbet kitabesidir ve 619/1222 tarihlidir . Dış duvar üzerindeki kitabe ise bir medrese kitabesidir , 1293/1820 tarihlidir . Son cemaat yerinin batı duvarındaki kitabe tamamen okunamamıştır .

 

 

2- PULUR (GÖKÇEDERE) FERAHŞAT BEY CAMİİ

 

Demirözü ilçesine bağlı Pulur (Gökçedere) kasabasında Akkoyunlulardan Korkmaz Beyin oğlu Ferahşat Bey tarafından 1517 M. (923 H.) yılında yaptırıldığı anlaşılmaktadır . Yapı Osmanlı mimarisindeki tek kubbeli cami tipindedir . İki renkli kesme taşlardan özenle yapılmış olan caminin dışardan değişik malzeme kullanımı açısından ilk dikkati çeken yerlerinden birisi tuğladan minaresidir . Ferahşat Bey yapılar topluluğunun cami , medrese , han , hamam , imaret ve konuk evinden oluştuğu bilinmektedir .Günümüzde han , imaret ve konuk evinden hiçbir iz kalmamış olup hamam ise harabe durumdadır .

 

 

3- SÜNÜR (ÇAYIRYOLU) KUTLU BEY CAMİİ 

 

Akkoyunlular’ın kurucusu Turali Bey oğlu Fahrettin Kutlubey tarafından yaptırılan caminin  , kapısı üzerindeki kitabeden M.1550 (H.957) yılında onarıldığı anlaşılmaktadır . Caminin minaresi ise M.1676 (H.1087) tarihli bir kitabeye sahiptir . 1548 de İran Şahı Tahmasp ordusu ile bu bölgeye hücum ederek etrafı yağma ettikleri gibi rast geldikleri insanları öldürmüşlerdir , bazı cami ve medreseleri yıkmışlardır . Bu arada Kutlu Bey Camii de tahrip edilmiştir . Cami ayrıca Kanuni Sultan Süleyman döneminde (1550 yılında) onarım geçirmiştir .

 

4- YUKARI HINZEVEREK (ÇATALÇEŞME) CAMİİ :

 

Demirözü ilçesi Çatalçeşme köyünde bulunan caminin üzerinde kitabe mevcut değildir . Ancak Pulur ve Sünür’e yakın olması ve taşıdığı özellikleri itibariyle birbirine benzemesi caminin bir Akkoyunlu eseri olduğu kabul edilmektedir . Cami değişik zamanlarda onarım görmüştür.

 

5- YAKUTİYE (YENİ) CAMİİ

 

Bu cami Bayburt Cumhuriyet Caddesi üzerinde , eski Yakutiye Medresesinin bulunduğu alan üzerindedir . Vakıflar Genel Müdürlüğünün ve Bayburt halkının yardımlaşması ile 1913 - 1915 yılları arasında yapılmıştır . Cami ve minaresi tamamen kesme taştan olup , işçiliği taş işleme sanatının güzel örneklerindendir .

 

6- ZAHİT EFENDİ CAMİİ  :

 

Merkez Zahit Mahallesinde bulunan cami 1514-1515 tarihleri arasında bu gün aynı mahalleye ismi verilen Zahit Efendi tarafından yaptırılmıştır . Birkaç kez onarım gören cami ve minaresi orijinal yapısını muhafaza etmektedir . Evliya Çelebi Bayburt’u ziyaretinde bu camiden bahsetmiştir .

 

7- PULUR (GÖKÇEDERE) MEDRESESİ  

 

 Pulur Camii avlusunda bulunmakta olan ve L şeklinde tek katlı bir yapıdır. Ferahşat Bey tarafından yaptırıldığı sanılan Medrese daha sonra Akkoyunlu soyundan Süleyman Bey tarafından onarılmıştır . Medresenin 1517 yılında bitirildiği sanılmaktadır . Medresenin girişlerinde Farsça beyitler mevcuttur .

 

8- BEDESTEN (TAŞHAN)  :

 

 Bayburt Bedesteni Ulu cami yakınında ve çarşı içerisindedir . Ne zaman yapıldığı belli değildir . Geçirdiği bir yangından sonra kitabeleri kaybolmuştur . Bu gün depo olarak kullanılan Bedesten üç bölümden meydana gelmektedir . Evliya Çelebi XVII. Yüzyılı başında Bayburt’u ziyaret ettiğinde bu Bedestenden “Gayet , süslü ve zarif” diye bahsetmektedir .