bir
 

BAYBURT BiLGiLERi 1 > 2 > 3 > 4 > 5 > 6 > 7 > 8 > 9 > 10 > 11

 
Ana Sayfa
Istiklal Marsi
Sanatcilarimiz
Almanyadan Haber
Almanyadan Resimler
Almanyadaki Konsolosluklar
Avrupadaki Konsolosluklar
Bayburt Resimleri
Bayburt Bilgi
Bayburt Haber
Bayburt Köyleri
Bayburt Dernekleri
Bayburt Türküleri
Bayburt Chat Odasi
islam Bilgileri
Fikra
Siir
Köse Yazisi
Kontakt

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

EFSANELER

Yurdumuzun her köşesinde olduğu gibi , Bayburt’ta da yüzyıllardan beri dilden dile söylenerek gelen efsaneler mevcuttur . Bu efsanelerde diğer tüm efsanelerde olduğu gibi insanları hep doğruluğa , güzelliğe ve iyiliğe yöneltirler . Bayburt’ta dilden dile dolaşan 1 – Dikmetaş , 2 – Guggi , 3 – Ejderha , 4 – Kaybolan nehir gibi efsaneler mevcuttur .

DİKMETAŞ EFSANESİ


Bayburt’tan 20 km. uzaklıkta bulunan Değirmencik köyü yol güzergahında Buğdaylı yol ayırımı üzerinde, hemen Çoruh Nehri yanında ilk bakışta bir ot yığınını andıran ve dikmetaş adı verilen bir taş yığını vardır. Rivayete göre bu taş yığını , önceden bir ot yığını imiş , otlar zengin bir Keşişe aitmiş , çok şiddetli geçen bir kış mevsiminde kışın uzun sürmesi çevre köy çiftçilerini zor duruma düşürmüş . Çiftçilerden birisi hayvanlarını kurtarmak için , bu keşişten ot istemiş . Keşiş önce ot vermek istemişse de sonra ot isteyen çiftçinin güzel kızına karşılık ot verebileceğini söylemiş .

Çiftçi kızına ; birkaç bağa karşılık kendisini isteyen keşişin teklifini bildirmiş . Fakat gece sabaha kadar ağlayıp keşişe beddua etmiş , türküsünde şöyle demiş :

Estir kaba yel estir
Bu gün dağlara destur
Gavurun yığınını
Sabahan daş kestür

Gerçekten o sabah bir mucize olmuş , güneyden bir kaba yel esmiş , bütün çevreyi sarsmış , karlar erimiş ve otlar meydana çıkmış . Keşişin ot yığını bir taş yığını haline gelmiş . Efsanede adı geçen taş yığını halen varlığını muhafaza etmektedir .

EJDERHA EFSANESİ

Doğu Anadolu’yu kuzeye bağlayan en önemli yol Erzurum – Trabzon Transit Yolu dur . Kış aylarındaki kar fırtınaları ile tanınan Kop ve Zigana gibi zorlu tepelerden geçen bu yol ayrıca tabii güzellikleriyle de dikkati çekmektedir. Yol üzerinde sakin yerleşme merkezi gelip geçenlerin hafızalarında unutulmayacak izler bırakan yurt köşeleridir.

Bayburt’u Gümüşhane’ye bağlayan yolun 18. km. sinde , sağ tarafta bir dağın eteğine kurulmuş Nişantaşı (Osluk) köyü vardır . Köyün eteğin de kurulduğu dağın üzerinde , yılan şeklinde ve kıvrıla , kıvrıla köyün üzerine doğru gelen bir taş yığını vardır . İskelet de diyebileceğimiz şekil şaşılacak derecede yılana benzemektedir. Köyün içerisinde son bulan baş kısmı tam bir yılan baş kısmını andırmaktadır . Boyu ise yüz metre kadardır.

Bu yılan – ejderha üzerine muhtelif efsaneler anlatılmaktadır . Bunlardan bir iki tanesini sunuyoruz . Halk ejderha dediği büyük bir yılanın köye gelmekte olduğunu görür , evlerini terk edip kaçmaya başlarlar . Yaşlı olduğu için fazla uzağa gidemeyen bir kadın çaresizlik içinde bir yere çömelir . İhtiyar kadın burada ejderhanın gelip kendisini yemesini beklemeye başlar . Diğer taraftan da Allah’a dua eder , şöylece yalvarır : “Allah’ım ya beni taş kes , ya onu” . İhtiyar kadının duaları kabul olur ve ejderha gelebildiği son noktada taş kesilir .

Benzer bir anlatmada ise ; yaşlı kadının yerini hamile kadın alır . O da dua eder , dualarının kabul olmasıyla ejderha taş kesilir .

Bahsedilen ejderha şekli halen köyün üzerinde durmaktadır . Yalnız önceleri samanlık olarak kullanılan ağız boşluğu ve çene kısımları kırılarak taş temini amacıyla tahrip edilmiştir . Bayburt – Trabzon istikametinde seyreden yolcular dikkatli bakarlarsa anayoldan bu ejderhayı görebilirler .

 

BAYBURT’TA YEREL SEYİRLİK EĞLENCE TÜRÜ OYUNLAR

Yurdumuzun her yöresinde olduğu gibi , Bayburt’ta da o yöre insanlarının fikir ruh ve mizahi açıdan zekâsını ortaya koyan bir çok oyun vardır . Oynanan oyunlar , belli bir yaş gurubunca oynanır ve o gruba hitap eder . Bayburt’ta oynanan ve seyirlik eğlencelik oyunlar üç ana bölümde incelenebilir :


1 – Çocuk oyunları
2 – Kadın oyunları
3 – Erkek oyunları

Şimdide bu oyunlar hakkında bilgi verelim .

ÇOCUK OYUNLARI

Çocuk oyunları mahalle veya köyün boş bir sahasında oynanır . Genelde oyunların tümünde “ebe” diye tabir edilen ve oyunu yöneten bir çocuk bulunur . Ebe oyunun ceza ve ödüllendirilmesi ve akışını yönlendirir , ebe oyundan oyuna değişebilir . Yörede oynanan çocuk oyunlarından bazıları şunlardır :

1 – Alda vur , 2 – Arabir , 3 – Aşuh oyunları , 4 – Kırdı kırdı , 5 – Tugara gördüm , 6 – Konç , 7 – Lep , 8 – Tıka , 9 – Yersiz , 10 – Bilye oyunları , 11 – Emen , 12 – Gubbe , 13 – Haray , 14 – Deveci vb.

Tugara gördüm : Oyuncu sayısı en az sekiz olmalıdır . Oyuncular iki gruba ayrılır . Oyun daha ziyade Ramazan gecelerinde oynanır . Oyuncuların haricinde bir de hakem vardır . Oyuncu grupları arasında yazı tura atılarak ebe grup seçilir . Hakem ebe grupla kalır . Burası emendir . Diğer grup kaçarak saklanır . Bir süre sonra hakem “azat ederim” diye bağırır , ebe grup saklanan arkadaşlarını aramaya koyulurlar.

Hakem ebelerin bulundukları yeri saklanan arkadaşlarına yüksek sesle bildirir. Mesela “Cami önündeyiz , falan sokağa gidiyoruz” vb. gibi . Ebe grup , diğer arkadaşlarından birini görürse “Tukara gördüm...Gördüm” der emene doğru koşar . Görülen oyuncu yanış olur . Saklanan oyuncular ebelere görünmeden sırtlarına atlamaya çalışırlar . Ebeyi yakaladıklarında emene kadar binerler. Şayet ebeler saklanmış olan arkadaşlarından önce emene koşarlarsa diğer , çoğunluğa bakılır . Çoğunluk ebelerde ise , ebe grubu değişir , diğer grup ebe olur , oyun tekrarlanır .

Aşuh (Aşık) oyunları : Tarihi çok eski bir çocuk oyunu olan ve günümüzde artık çocukların pek oynamadığı aşuk’tan bahsetmenin kültür değerlerimiz açısından önemli olduğuna inanıyoruz , şöyle ki oyunda geçen bir takım deyimler Kaşgarlı Mahmud’un 1068 – 1072 yılları arasında yazdığı bilinen Divanı Lügat – it Türk’te geçmektedir.

Koyun , keçi , oğlak ve küçük danaların ayaklarından çıkan aşıklar , çocuklar için birer oyun aracıdır . Aşıklar genelde boya ile boyanır , sağaların belleri bakır telle sarılır ve ortaları delinerek ağır olması için kurşun akıtılır . “Sağa” tabir edilen ağır ve büyük aşıklar oyuncunun elindeki seçilmiş aşıktır , her oyuncunun bir sağa’sı vardır .

Sokakta ve evlerin damlarında oynanan , aşuk oyunlarını sadece erkek çocuklar oynar . Aşuklşarın yüzleri çiğ , seg , tög , mire , alçı gibi isimler alırlar . Bir daire içersine dizilen aşıklar birkaç metre uzaktan sağalarla atılarak daireden dışarıya çıkarılmaya çalışılır , bu oyuna “çızı oyunu” denir . Çizgi dışına çıkarılan her aşuk , çıkaran oyuncuya ait olur . Aşuk çıkarmayan oyuncu , oyunu rakibine bırakır , böylece aşukların tamamı daire dışına çıkıncaya kadar oyun devam eder . Aşukları biten çocuğa “uduzdun” denir . Bu oyundan başka “mire” diye tabir edilen bir başka oyun şeklinde ise ortaya oynayan oyuncu sayısı kadar aşuk dizilir . Dizilen bu aşuk kümesine birkaç metreden sağa denilen aşukla şeğleme yapılır . Aşuk “mire” gelirse kümenin olduğu yerden bunu vurmak için diğer oyuncular sağalarını atarlar , vuran çocuk diğerlerinden birer aşık alır mire gelen sağa vurulmazsa sahibi diğer oyunculardan birer aşuk alır . Şeğlenen aşuk mire gelmezse diğer oyunculardan küme etrafında aşuklarını şeğlerler . Sonra bir çocuk tarafından aşuk kümesine sağa ile atış yapılır . Küme dağılırsa sağanın yüzlerine uyan aşuklar , oluşuncaya kadar vurulur sonra tekrar küme kurulur . Kazanan oyuncu arkadaşlarından birer aşuk alır oyun böyle devam eder

    
       KADIN OYUNLARI

Kadınların özellikle genç kızlarımızın kendi aralarında oynadıkları bu oyunlar önemli günlerde sergilenir . Oyular genel olarak kuralları ve kültür öğelerinin ışığı altında oynanır . Genç kızların ve kadınların sundukları oyunları yaşlılar izleyici olarak izleler . Kına gecelerinde oynanan oyunlar genellikle damat tarafından gelen “Yenge” tabir edilen kişilere yönelik olarak düzenlenir ve yengeler tarafından oyun düzenlere bahşişler verilir. Ayrıca Bayburt’ta insanları bir araya getiren önemli günleri “herfene” deyi tabi edilen bir buluşma şekli vardır. Mesela genç kızlar her hangi bir günde kendi aralarında anlaşmak suretiyle her kez kendisine uygun hazırladığı yiyecekleri getirerek eğlence düzenlenir . Bu günkü bayanların kendi aralarında “gün” diye ifade ettikleri olay Bayburt’ta yıllardan beri eski bir Türk geleneği olarak “herfene” adı altında devam etmektedir . Bazı kadın oyunları :

1 – Yüzük bulma
2 – Mendil kaybetme
3 – Nesi var
4 – İs
5 – Hoca vb.

ERKEK OYUNLARI

Erkek oyunları da diğer oyunlar gibi belirli kaideler içerisinde oynanır . Genellikle önemli günlerde mahalle veya köyde bir araya gelen gençler eğlenmek , hoş vakit geçirmek amacıyla oyunlarını sergilerler . Erkek oyunlarında oyunlar oynanırken “ebe” veya “delikanlı başı” oyunları yönetir ve yönlendirir . Oyun alanında bulunan her kez oyuna katılır ve oyun sonunda verilen cezaya en yaşlı kişinin hakemliğinde ceza hafifletilebilir . Gençlerin oyunlarına örnek verecek olursak , 1 – Her kez benim gibi olsun , 2 – Dişçi , 3 – Kabak , 4 – Berber , 5 – Vızdız , 6 – Sivri sivri , 7 – Karalı , 8 – Bezir çıkarması , 9 – Minder altı , 10 – Kalaycı ve körüğü vb.

Herkes benim gibi olsun : Bayburt’ta sağdıç gecelerinin güzel oyunlarından biridir . İzin alınmadan ve gizlice oyuna başlanır . Oyunu yapacak kişiler gizlice dışarı çıkarlar , biri belinden yukarı soyunur ve palaska elinde koşarak gençlerin bulunduğu odaya girer , elinde ki palaskayı sağa sola vurarak “herkes benim gibi olsun” diye bağırır . Toplulukta bulunanlar bir taraftan belden yukarı çıkarırken , palaskadan nasiplerini almamak için sağa sola doğru koşarlar . Herkesin belden yukarısını soyunduğu anda , dışarıda bekleyen ikinci kişi içeri girer ve “herkes benim gibi olsun” diyerek çıplak olanlara vurmaya başlar. Çıplak olanlar palaskadan kurtulmak için acele giyinmeye çalışırlar ve herkes giyindiğinde oyun biter .

Cirit : Gençlerin oynadıkları oyunları sayarken , onların büyük tutkusu ata yadigarı ciritten de bahsetmeden geçilmeyeceğine inanıyoruz , ata sporlarımızdan biri olan cirit yıllarından beri Bayburt’ta oynanmaktadır . Uzun zaman boyunca , geleneksel bir kimlik içerisinde kendi koydukları ve oluşturdukları kurallarla yapılan cirit oyunu , günümüzde kurulan Atlı Spor kulüpleri vasıtasıyla Geleneksel Spor Dalları Federasyonuna bağlı Atlı Cirit Müsabaka talimatı doğrultusunda yürütülmektedir .

Atlı Cirit Müsabakaların da her takım 7 asıl ve 2 yedek atlı sporcudan oluşur . Oyuna en az 7 atlı sporcu ile başlanır . Oyun 40 dakikalık iki devre halinde 80 dakika oynanır , 10 dakika devre arası verilir . Oyun esnasında atlı oyuncu sayısı 5’den aşağı düşerse o takım yenik sayılır .

Nizami 40 x 120 metre ebatlarında ki düzenlenmiş taşsız az kumlu sahalarda oynanır , ciritçi eline 110 cm uzunluğunda , oval başı 3 cm’den arkaya doğru 2 cm olacak şekilde hazırlanmış ahşap sopa (Değnek) kullanılır . Değneği at üzerindeki oyuncu rakip oyuncuya atar . Değneğin diğer at üzerindeki rakip oyuncuya değmesi , rakip oyuncu tarafından tutulması , rakip oyuncunun arkadaşlarının değneği atan oyuncuya hamle yapması , ata kasten vurulması , ciritçinin atına haşin davranması belirli puanlamayı gerektirir , sonunda en çok puanı alan takım oyunu kazanır .

 


BAYBURT HALK OYUNLARI


Bayburt folkloru , Türk folkloru içerisinde önemli bir yer oluşturur . Halk oyunları , türküleri , manileri , masalları , ve efsaneleri ile gerçekten Türk insanının , ruh ve fikir yapısını kaderde , kıvançta , tasada bir olmanın , beraber olmanın en güzel örneklerini sergiler . Bayburt yöresinde oynanan halk oyunlarına “BAR” denir . Bar sözcüğü genelde el birliği , gönül birliği ,ve beraberliğin oyun şeklindeki ifadesidir .Bar bir meydan oyunudur . El ele tutuşmuş , gönül gönüle vermiş yiğitlerin düğünde , bayramda , askere giderken kısaca her önemli günde hep aynı ruh coşkusu ile davul zurnanın eşliğinde topluca oynadıkları oyunlardır. Bayburt halk oyunları bulunduğu coğrafi yapı itibariyle çok farklı bir yapı arz eder . Doğu Anadolu ile Karadeniz Bölgesi arasında bir geçiş noktası olması nedeniyle tüm folklor değerlerinde olduğu gibi halk oyunlarında da değişik yapı oluşturmuştur .Kimi kez Karadeniz oyunları gibi hareketli ve canlı , kimi kez Doğu Anadolu oyunları gibi ağır ve vakur oynanır.

Bayburt’ta oynanan halk oyunları genelde erkek ve kadınlar tarafından ayrı, ayrı oynandığı gibi birlikte oynanan oyunları mevcuttur . Özellikle şehir merkezindeki düğünlerde , kapalı yerlerde oynanan oyunlarda , halk arasında “ince çalgı” diye tabir edilen Keman , Ut , Klarnet , ve Def gibi çalgılarla da oyunlar oynanmaktadır .

BAYBURT ERKEK BARLARINDAN BAZILARI

1 – Baş bar 13 – Sallanma
2 – Baytar barı 14 – Mero (şevvali)
3 – Aşurma barı 15 – Saç Bağı (ey gül dalı)
4 – Cantemür (Temur ağa) 16 – Sarhoş barı
5 – Hançer barı 17 – Sarı kız
6 – Hoş bilezik 18 – Sekme barı
7 – Köstek barı 19 – Sıksaray
8 – Kotan barı 20 – Şillo
9 – Kut kut barı 21 – Sürütme
10 – Lazutlar 22 – Tavuk barı
11 – Mehmet Turan barı 23 – Ters ayak
12 – Mektebin bacaları 24 – Tiliko
25 – Tillara 26 – Veysel barı (Dört ayak)
27 – Yılan inceden öter 28 – Umudun barı
29 – II. Bar 30 – Kuşburnu pirlenirmi
31 – Papuri 32 – Deli kız
33 – Hoynarı 34 – Dello
35 – Daldalar 36 – Serçe
 


BAYBURT KADIN BARLARINDAN BAZILARI

1 – Yılan inceden öter 8 – Tiliko
2 – Saç bağı 9 – Şillo
3 – Kuşburnunun kurusu 10 – Hanım barı (dur yerinde)
4 – Kuşburnu pirlenirli 11 – Deli kız
5 – Veysel barı 12 – Gelin gel bara
6 – Serçe 13 – Lazutlar
7 – Koçları vurdum dereye

 EL SANATLARI

Bayburt’ta bu gün devam edilen en önemli el sanatları kilim , seccade , ihram taş ve bakır işçiliğidir . Özellikle kilim , seccade ve ihramın Bayburt’ta ayrı bir önemi vardır . Orta Asya dan Anadolu’ya dalga, dalga gelen Türk boyları Asya’dan getirdikleri geleneksel dokuma sanatını aynen burada sürdürmüşler , yöreden elde edilen yünleri kendi yöntemleri ile boyamışlar ve bir renk cümbüşü , bir ahenk içerisinde dokuyup hizmete sunmuşlardır.

Evliya Çelebi’ nin 17. yy. başlarında ki ziyaretinde Bayburt’tan bahsederken şehirdeki boya hanelerde boyanan yünlerden kilim ve seccadelerin Avrupa’ya kadar gönderildiğinden bahsetmektedir . Yine Bayburtlu kadınların örtünmek amacıyla yünden çeşitli renk ve motifte , ihram diye tabir edilen bir el sanatından bahsetmek gerekecektir.

İHRAM (Ehram)

Bayburt el sanatlarında ihram önemli bir yer tutar. Yörede ihram veya ehram olarak tabir edilen , tamamen yünden ihram tezgahında dokunmak suretiyle hazırlanan ve Bayburt’ta bayanların örtünmek amacıyla kullandığı yerel giysidir . Eski bir Türk geleneği olan ihram dokuma sanatının tarihi Bayburt’ta eskilere dayanır . Ham maddesi koyun yünü olan ihram genç kızların ve kadınların maharetli ellerinde bir sanat eseri olur ve şekil bulur ve dokunur . İhramda renk çok önemlidir . Genelde beyaz genç kızların , mor , boz orta yaştaki kadınların , mor – siyah ihram ise yaşlı kadınların tercih ettiği ihramlardır . 1,5 x 2 metre ebadında yapılan ihram için temizlenmiş yaklaşık 2,5 kg. koyun yünü gereklidir . Günümüzde ihram olayı eskisi kadar fazla kullanılmadığı için asıl görevi olan örtünme yanında yatak örtüsü , modern ize edilmiş kadın giysileri (yelek , heybe , şal , fular vs. ) kravat gibi gayelerle de kullanılmaktadır . İhram renkleri yanında üzerinde bulunan desenlerle adlandırılır . Bunlar ; arı dala ters kondu , pirinç deni , elma şeleği , kar tanesi , çark yıldızı , uçan kuşlar , gordo , mercimekler ve elifler vb. gibi .

GELENEK ve GÖRENEKLER


KIZ İSTEME

Evlenme çağına gelen oğullarını evlendirmeye karar veren ailede , oğlanın annesi akrabalarından birkaç kişiyi de yanına alarak evlenme çağında kızı olan evlere veya tavsiye edilen kız evlerine giderek kızlarına bakarlar . Baktıkları kızlarda güzellik , güzel ahlak , el becerisi ve benzeri meziyetler ararlar . Özellikle kız bakmaya sabah erken gidilir , kızın tertip , düzenine ve çalışkanlığına bakılır . Kız beğenilirse ayrıca yakınlarıyla birkaç defa gidip baktıktan sonra istemeye gidilir . Oğlanın annesi ve yakınları kızı annesi ve yakınlarından isterler . Eğer kızın ailesi verme taraftarı değilse , kızımız küçük diyerek işi geçiştirirler . Kızı verme taraftarı iseler kızın annesi birkaç gün müsaade isteyerek babasına ve büyüklerine soracağını bildirir . Oğlan tarafı birkaç gün sonra tekrar giderek kızı ailesinden bir kez daha isterler . Kızın annesi “Allah yazmışsa ne diyelim” diyerek işi erkeklere bırakır . Bu durum kızın verildiğine işarettir . Oğlan tarafından bir gurup erkek kızın babasını ziyarete giderek bir de kızı babasından ister . Babası da kız verecekse “Allah yazmışsa ne diyelim , her iki taraf içinde hayırlı uğurlu olsun” der . Bunun üzere kız istemeye giden erkekler kızın babasından pusula ( kız için oğlan tarafından isteklerini belirten liste ) isteyerek , kızın babasının yanından ayrılırlar . ( Bu pusulaya aynı zamanda kesirde denir ) Kız tarafı altın , mobilya ,en (elbiselik kumaş) ve varsa diğer isteklerde bulunur . Oğlan tarafı pusulayı fazla bulursa , istekler üzerinde anlaşmaya çalışır , anlaşamazlarsa bu iş biter . Anlaşılır veya direk kabul edilirse , kahve içme günü tespit edilir . Kahve günü sabahı oğlan tarafı şeker , kolonya , lokum , sigara ve kahve gönderir . Kız tarafının tespit ettiği mahalle odasında kahve içmek için erkekler toplanır . (Buna aynı zamanda tatlı kahve denir) Burada oğlan tarafı yaşlı temsilcileri kızı tekrar isterler , kız tarafı da verdiklerini belirttikten sonra kahve içilir . Şeker , lokum ikram edilir . Sonra bir tepsinin içerisinde oğlanın babasına veya ailenin büyüğüne bir kahve daha gelir . Oğlanın babası veya ailenin büyüğü kahveyi içtikten sonra ikram yapan gençlere verilmek üzere tepsiye bahşiş bırakır . Dua edilir ve topluluk dağılır .

NİŞAN

Nişan günü tespit edildikten sonra oğlan tarafından birkaç kişi kızı ve yanına bir yakınını da alarak çarşıya çıkarlar . Nişan için gerekli olan malzemeler , nişan ve nikah kıyafetleri , hamam takımı , ayakkabı , çanta , terlik , kızın yakınlarına hediye vs alınır . Alınan bu eşyalara nişan selesi denir . Bu nişan selesi oğlan evinde serilir komşu ve yakınlarına gösterildikten sonra kız evine gönderilir . Gelen sele kız evinde tekrar serilerek komşulara ve yakınlara gösterilir . Nişan günü oğlan tarafı kız tarafına gider önce yemek yenir , sonra kızın yüzüğü ve takıları takılır eğlenilir ve topluluk dağılır . Kız tarafı oğlanın yakınlarına tatlılık olsun diye nişana gelenlerle bir tepsi baklava gönderirler . Nişandan sonra kız tarafı gelen nişan selesinin karşılığı olarak damat ve yakınlarına hediye gönderirler . Buna , nişan selesinin geri dönmesi denir . Bir müddet sonra oğlan tarafı peştimbal hamamı yapar . Hamama gelen davetlilere kız tarafından çörek , oğlan tarafından meyve dağıtılır , eğlenilir ve oynanılır .

Nişanlık süresi içinde tespit edilen bir gün , kız evine nikah memuru götürülerek kız , oğlan ve her ikisinin şahitleri huzurunda sade bir törenle resmi nikah yapılır . Tatlı kahve ile düğün arasına ramazan rast gelirse ramazanın on beşinci gecesi oğlan tarafından bir grup , kız tarafına gider altın ve hediyeler götürür , eğlenilir ve sahur yemeği yenilerek geri dönülür . Buna on beşi denilir . Ramazan bayramında altın , hediye vs gönderilir . Kurban bayramında ise koç süslenir , koçun boynuna lira , bilezik veya beşlik takılır ,diğer hediyelerle birlikte kız tarafına gönderilir .

DÜGÜN

Düğün günü kararlaştırıldıktan sonara , kız ve bir yakını alınarak çarşıya çıkılır . Gelinlik , çeşitli kıyafetler , ayakkabı , terlik kızın annesine “süt hakkı” adı altında bir hediye ve ayrıca yakınlarına da değişik hediyeler alınır . Alınan bu eşyalara ayrıca çeşitli enler (elbiselik kumaş) , çerez , kına ve pusuladaki altınlar önce oğlan tarafında gösterilir , sonra sandığa konularak kız tarafına gönderilir . Kıza giden çerez küçük paketler halinde hazırlanarak kız evi etrafından sandığa bakmaya gelenlere verilir . Düğünden 15 gün öncesinden başlayarak kız , yakınları tarafından yemeğe alınır ve bu yemeklerde çeşitli eğlenceler yapılır , buna “kınaya çıkma” denir . Düğünden birkaç gün önce kızın çeyizleri arkadaşları ve yakınları tarafından yıkanır , ütülenir ve serilir . Sonra çeyiz yakınlara ve komşulara gösterilir , toplamada önce oğlan tarafının büyükleri , mahallenin muhtarı , hocası kız evine giderek bütün eşyaların fiyatlarını tespit ederek bir liste çıkarırlar , buna çeyiz yazma denir . Giden guruba şerbet ikram edilir . Yazılan çeyiz toplanır , sandığa yerleştirilir ve eşyalarla birlikte sandıkta olan eve götürülür . (Sandık evden çıkarılmadan kız tarafında bir çocuk sandığın üzerine oturarak bahşiş alır ) Gelen çeyiz kız tarafından gelen hanımlarca kızın geleceği eve serilir , yerleştirilir.

Düğünden iki gün önce gelin hamamı yapılır . Hamamdan sonra gelin kız sağdıcının evine gider o gece sağdıcın evinde yatar , eğlenir oyunlar oynanır . Ertesi gün kızın evine gidilir ve o gece kızın evinde baş örme (kına gecesi) yapılır . Yemekler yenir , oyunlar oynanır , eğlenilir.

Bu arada gelin içeriye girer yengelerden biri gelinin ayağına ayak eni serer , gelin ve sağdıçlar ellerinde mumlar , büyüklerle ve oğlan evinden gelenlerle görüşür ve kenara çıkar . Ayak eni toplanır baş sağdıca sağdıç eni asılır . Kaynana ve oğlan evinden birkaç kişi geline para ve pul serperler , takılar takılır . Bitince takan kişi arkaya geçerek gelinin başını tutar ve kaynana baş parası verir . Oğlan tarafından gelenlerden , baş sağdıca el parası toplanır , oyunlar onanır eğlenilir . Oğlan evi izin ister gider . Oğlan evinin genç kızlarından birkaç tanesi kalır . Eğlenceye başlanır . Geç saatte gelin kızın eline , sağdıcı tarafından kına yakılır , kına yakımı sırasında gelinin ağlaması gelenektir . Türküler söylenerek özellikle gelin ağlatılır . Kına gecesi türkülerinden örnekler :

Atladım, atladım çıktım eşiği
Kırılsın , kırılsın kızlar beşiği
Kaldırın sofradan kızın kaşığı

Sen anam , sen babam , kınam kutlu olsun
Hem orda , hem burada , dilim tatlı olsun
Yeşil kınam bakır tasta yoğrulsun

Benim elim ak mendile sarılsın
Güleç yüzüm , tatlı dilim sorulsun
Sen anam , sen babam , kınam kutlu olsun
Hem orda , hem burda , dilim tatlı olsun

Gelin arkadaşlar kınam ezilsin
Anam bacım baş ucuma dizilsin
İlk ayrılık gözümden yaşlar süzülsün
Sen anam , sen babam , kınam kutlu olsun
Hem orda , hem burda , dilim tatlı olsun

Diye devam eden türküler söylenir , oyunlar oynanır .Kız evinde kına gecesi olurken , oğlanın baş sağdıcının evinde de sağdıç gecesi yapılır . Sağdıç yemeği yenir , oyunlar oynanır , eğlenilir . Sabah namazından sonra hamama gidilir , hamam çıkışı yan sağdıcın evinde kahvaltı yapılır ve eve gelen berber , damadı ve sağdıçları tıraş eder . Tıraştan sonra kız tarafından gelen bohçadaki kıyafetler giyilir , düğün için hazırlanan yere sağdıçlar tarafından damat götürülür , düğün yemeği yenir , barlar oynanır ve eğlenilir.

Mahallenin ileri gelenleri , tanıdıklar ve akrabalar , gelini almak için arabalara dünürcü giderler . Giden dünürcülere kız tarafında şerbet ikram edilir . Dünürcülerden gençlere şerbet parası toplanır . Kızı evinden çıkarırken kardeşi kapıyı tutar ve ona kapı parası verilir . Topluca Allahaısmarladık denir ve gelin arabaya bindirilir . Gelin eve girerken ayağının altına bardak konularak kırdırılır , yüzüne ayna tutulur , kolunun altına kurân verilir , başına damat tarafından para ve çerez serpilir.

Gelin içeri alındıktan sonra damat arkadaşları ve sağdıçlar tarafından davul zurna eşliğinde getirilir . Kapının önünde bir süre oynandıktan sonra damat içeri atılır , dışarıda kalan arkadaşlarına kız tarafından gelen kurabiyeler dağıtılır , daha sonra topluluk dağılır .