HABERLER SAYFA225

BAYBURT69

   

           

 

Bayburt69 Sitesini Acilis Sayfan Yap

Haberler ve Ara Sayfa
Bayburt Sayfasi
Ana Sayfa

 

 

SAADET PARTİSİ GENEL SEKRETERİ
SUAT PAMUKÇU

 

SAADET PARTİSİ GENEL SEKRETERİ

SUAT PAMUKÇU

BASIN TOPLANTISI

 

Gelecek hafta yeni bir Kurban Bayramını daha İnşallah idrak etmiş olacağız. Kurban Bayramının yaklaştığı bugünlerde besicilikle meşgul olan çiftçilerimizde endişeli bir telaş başladı. Besicilerimiz, hem fiyatların daha uygun oluşu ve hem de talebin fazlalığı nedeniyle, mallarını özellikle Kurban Bayramında pazarlamayı tercih ederler. Canlı hayvan üreticilerimizin endişeleri, bir yandan geçen yıl yaşadıkları olumsuzluktan diğer yandan da son bir yıldır karşılaştıkları sıkıntılardan kaynaklanmaktadır. Geçen Kurban Bayramında Anadolu’dan İstanbul ve diğer büyük şehirlere mallarını götüren üreticiler büyük bir hayal kırıklığı ve zararlarla mallarının yarısını geri götürmek veya çok ucuza kasaplara ve büyük marketlere vermek zorunda kalmışlardı.

 

Son bir yılda besicilerimizin en önemli girdilerinden yem %36, mazot ise % 34 zam gördü. Yem, nakliye ve işçilik artışlarına karşılık mal fiyatları aynı düzeyde kaldı. Besicilerimiz geçen yıldan neredeyse % 50 daha fazla nakliye ödeyerek götürecekleri kurbanlıkları yine satamamak ve yüksek nakliye fiyatlarıyla geri getirmek endişesi içerisindedir. Şimdi İstanbul ve diğer şehirlerimizde Belediyelerin 2,000.-YTL(iki milyar TL)’ye varan kira bedeli talepleri de ayrıca bu kesime reva görülen yeni bir insafsızlık örneğidir. Halka ucuz et yedirmenin yolu besicileri mahvetmekten mi geçiyor? AB uyum yasaları çıkarılırken Ortak Tarım Politikaları niçin unutuluyor? AB ülkelerinin çiftçilerini yüksek primlerle destekledikleri niçin göz ardı ediliyor?

 

AB ülkeleri 210 EURO/Baş boğa özel primi, 150 EURO/Baş Öküz özel primi, 200 EURO/Baş Etlik sığır primi, 80 EURO/Baş Kesim primi, 100 EURO/Baş randıman primi gibi değişik isimler altında prim vermekle yetinmiyorlar; ayrıca 2,000-2,500 EURO/Ton karkas Müdahale Fiyatı vererek besicisini desteklerken; Türkiye’nin yılda sadece toplam 200,000,000.-YTL veya yaklaşık 150.-YTL/Baş destek vermesi besicimizin mahvına ve halkın gelecekte ithal ete mahkum olmasına yol açar. Nitekim Tarım Bakanı da: “yanlış politikalar sonucu sektörün geçen dönemde büyük kayıplar verdiğini ve hayvancılığın toplam tarımsal üretim değeri içerisindeki payının % 37’den % 25’e düştüğünü” itiraf etmiştir. Bu gidişin önlenmesi için teşvikler, stratejik ürünlere diğer teşvik tedbirlerinden öncelikli ve daha kapsamlı olarak uygulanmalı ve:

1.Yem ve mazot zamlarının maliyeti besicilere prim olarak geri ödenmelidir,

2.Bütçeden ayrılan destek miktarı en az iki kat artırılmalıdır,

3.2000/467 sayılı Destekleme Kararının kapsamı genişletilerek sürekli hale getirilmelidir,

4.Yem bitkilerinin ekilmesi ayrıca teşvik edilmelidir,

5.Piyasada oluşan fiyatların üreticiyi mağdur etmemesi için AB ülkelerindeki gibi üreticiyi koruyucu tedbirler alınmalıdır,

6.Üretici kredileri artırılmalı, uzun vadeli ve faizsiz olarak verilmelidir,

7.Yasal veya yasal olmayan yollarla yurdumuza et ve et mamullerinin girişi önlenmelidir.

 

Hayvancılığımızla da ilgili oluşu nedeniyle ve bugünlerde Şeker Kurumunun kapatılması ile yeniden gündeme gelen şeker konusunda da görüşlerimizi bir kere daha açıklamak istiyorum. Hükümet geçtiğimiz hafta aldığı bir kararla Şeker Kurulunu Pankobirlik Başkanının ifadesiyle “Silahı alınan askere döndürdü”. Hükümetten beklenen Şeker Kurumunu kapatmak yerine Şeker Kanununu değiştirmekti. Zira bilindiği üzere Şeker Kanunu, IMF’in dayatması sonucu çıkarılan Sn. Derviş’in ‘on beş günde on beş kanun’ diye adlandırdığı seri kanunlardan birisidir ve kanunun TBMM’de görüşülmesi sırasında şimdi hükümette olan partinin üyeleri de şiddetle karşı çıkmışlardı. Kanun çıkmadan önce Türkiye’de 15 ila 16 milyon ton pancar üretilmekte idi. Kanun çıktıktan sonra üretim önce 12.5 milyon tona, sonra da 9 milyon tona kadar düştü. Böylece 200,000 çiftçi ailesi perişan edildi. Pancara alternatif ürün olarak mısır ekimi de istenen seviyede olmayınca şeker piyasası hem mısır hem de şeker ithalatçılarının insafına terk edildi. Yasa görüşülürken şimdi Saadet Partili olan milletvekillerinin çiftçilerimizi ve halkımızı korumak amacıyla verdiği önergelerde, şimdi iktidar partisinde olan milletvekillerinin de imzaları var. Bu önergelerde, kota belirlenirken üretici aleyhine olan hükümlerin düzeltilmesi; rakımı yüksek olan Erzurum, Bayburt, Kars ve Muş gibi illerimizde kota uygulanmaması gibi hususlar yer almıştı. Bugün AKP iktidarının yapması gereken şey, çiftçilerimizin mağduriyetini önlemek üzere, Şeker Kanununu yeniden TBMM’ye sevk ederek geçmişte sahip çıktığı politikalara uygun değişiklik yapmaktır. Heyhat! AKP şimdi zulmü katmerleştiriyor. Kota alamayan şeker ithalatçılarının ve mısır ithal ederek şeker üreten Yabancı Sermaye kuruluşunun önünü açıyor. Pancar üretiminin 3-4 milyon tona düşmesinin ve 100,000 ailenin daha perişan olmasının müsebbibi oluyor.

 

Ey AKP’ye destek olanlar! IMF’e devredilen ekonominin Türkiye’yi nasıl tahrip ettiğini ne zaman göreceksiniz! Pamuk çiftçisi perişan oldu. Tahıl ekenler perişan oldu. Besici perişan oldu. Köylümüz çiftçimiz perişan oldu. Ne zaman uyanacaksınız! Aç bıraktığınız insanlar misyonerlerin tuzağına düşüyor; görmüyor musunuz? Başbakan görmüyor, bari sizler görünüz.” Avrupa’da mescit açılmasına izin veriliyor, Türkiye’de kilise niçin açılmasın“ diyecek kadar ne yaptığını bilmiyor. Avrupa’da mescit açılması bir ihtiyaçtan oradaki Müslüman göçten kaynaklanıyor. Türkiye’de kilise açılması hangi ihtiyaçtan kaynaklanıyor? Misyonerlik faaliyetlerinin artması şaşılacak bir şey değil. Ortam hazırlandı. İnsanımız açlığa mahkum edildi. Çıkardıkları TCK ile de din görevlilerinin camilerde ve cami dışında konuşmalarını yasakladılar. Türkiye’yi insanlar için “taşları bağlı muarızları! serbest “ ülke haline getirdiler.

 

Bazı TV ve gazetelerin misyoner faaliyetlerini kötülemek niyetiyle dahi vermeleri, açlık ve sefalete düşenleri teşvik edici mahiyettedir. Yayın organlarımızın daha dikkatli olmalarını ve olayları abartarak teşhir etmek yerine misyonerlik faaliyetlerinin panzehiri olan gerçek din alimlerimizin görüşlerini yansıtmalarını ve din eğitimine ağırlık veren programlara daha çok yer vermelerini milletimiz adına tavsiye ederiz.