SAADET PARTİSİ
GENEL SEKRETERİ
SUAT PAMUKÇU
BASIN TOPLANTISI
Gelecek hafta yeni bir Kurban Bayramını daha
İnşallah idrak etmiş olacağız. Kurban Bayramının
yaklaştığı bugünlerde besicilikle meşgul olan
çiftçilerimizde endişeli bir telaş başladı.
Besicilerimiz, hem fiyatların daha uygun oluşu
ve hem de talebin fazlalığı nedeniyle, mallarını
özellikle Kurban Bayramında pazarlamayı tercih
ederler. Canlı hayvan üreticilerimizin
endişeleri, bir yandan geçen yıl yaşadıkları
olumsuzluktan diğer yandan da son bir yıldır
karşılaştıkları sıkıntılardan kaynaklanmaktadır.
Geçen Kurban Bayramında Anadoludan İstanbul ve
diğer büyük şehirlere mallarını götüren
üreticiler büyük bir hayal kırıklığı ve
zararlarla mallarının yarısını geri götürmek
veya çok ucuza kasaplara ve büyük marketlere
vermek zorunda kalmışlardı.
Son bir yılda besicilerimizin en önemli
girdilerinden yem %36, mazot ise % 34 zam gördü.
Yem, nakliye ve işçilik artışlarına karşılık mal
fiyatları aynı düzeyde kaldı. Besicilerimiz
geçen yıldan neredeyse % 50 daha fazla nakliye
ödeyerek götürecekleri kurbanlıkları yine
satamamak ve yüksek nakliye fiyatlarıyla geri
getirmek endişesi içerisindedir. Şimdi
İstanbul ve diğer şehirlerimizde Belediyelerin
2,000.-YTL(iki milyar TL)ye varan kira bedeli
talepleri de ayrıca bu kesime reva görülen yeni
bir insafsızlık örneğidir. Halka ucuz et
yedirmenin yolu besicileri mahvetmekten mi
geçiyor? AB uyum yasaları çıkarılırken Ortak
Tarım Politikaları niçin unutuluyor? AB
ülkelerinin çiftçilerini yüksek primlerle
destekledikleri niçin göz ardı ediliyor?
AB ülkeleri 210 EURO/Baş boğa
özel primi, 150 EURO/Baş Öküz özel primi, 200
EURO/Baş Etlik sığır primi, 80 EURO/Baş Kesim
primi, 100 EURO/Baş randıman primi gibi değişik
isimler altında prim vermekle yetinmiyorlar;
ayrıca 2,000-2,500 EURO/Ton karkas Müdahale
Fiyatı vererek besicisini desteklerken;
Türkiyenin yılda sadece toplam 200,000,000.-YTL
veya yaklaşık 150.-YTL/Baş destek vermesi
besicimizin mahvına ve halkın gelecekte ithal
ete mahkum olmasına yol açar. Nitekim Tarım
Bakanı da: yanlış politikalar sonucu sektörün
geçen dönemde büyük kayıplar verdiğini ve
hayvancılığın toplam tarımsal üretim değeri
içerisindeki payının % 37den % 25e düştüğünü
itiraf etmiştir. Bu gidişin önlenmesi için
teşvikler, stratejik ürünlere diğer teşvik
tedbirlerinden öncelikli ve daha kapsamlı olarak
uygulanmalı ve:
1.Yem ve mazot
zamlarının maliyeti besicilere prim olarak geri
ödenmelidir,
2.Bütçeden
ayrılan destek miktarı en az iki kat
artırılmalıdır,
3.2000/467 sayılı
Destekleme Kararının kapsamı genişletilerek
sürekli hale getirilmelidir,
4.Yem bitkilerinin ekilmesi
ayrıca teşvik edilmelidir,
5.Piyasada oluşan
fiyatların üreticiyi mağdur etmemesi için AB
ülkelerindeki gibi üreticiyi koruyucu tedbirler
alınmalıdır,
6.Üretici
kredileri artırılmalı, uzun vadeli ve faizsiz
olarak verilmelidir,
7.Yasal veya
yasal olmayan yollarla yurdumuza et ve et
mamullerinin girişi önlenmelidir.
Hayvancılığımızla da ilgili oluşu
nedeniyle ve bugünlerde Şeker Kurumunun
kapatılması ile yeniden gündeme gelen şeker
konusunda da görüşlerimizi bir kere daha
açıklamak istiyorum. Hükümet geçtiğimiz hafta
aldığı bir kararla Şeker Kurulunu Pankobirlik
Başkanının ifadesiyle Silahı alınan askere
döndürdü. Hükümetten beklenen Şeker Kurumunu
kapatmak yerine Şeker Kanununu değiştirmekti.
Zira bilindiği üzere Şeker Kanunu, IMFin
dayatması sonucu çıkarılan Sn. Dervişin on beş
günde on beş kanun diye adlandırdığı seri
kanunlardan birisidir ve kanunun TBMMde
görüşülmesi sırasında şimdi hükümette olan
partinin üyeleri de şiddetle karşı çıkmışlardı.
Kanun çıkmadan önce Türkiyede 15 ila 16 milyon
ton pancar üretilmekte idi. Kanun çıktıktan
sonra üretim önce 12.5 milyon tona, sonra da 9
milyon tona kadar düştü. Böylece 200,000 çiftçi
ailesi perişan edildi. Pancara alternatif ürün
olarak mısır ekimi de istenen seviyede olmayınca
şeker piyasası hem mısır hem de şeker
ithalatçılarının insafına terk edildi. Yasa
görüşülürken şimdi Saadet Partili olan
milletvekillerinin çiftçilerimizi ve halkımızı
korumak amacıyla verdiği önergelerde, şimdi
iktidar partisinde olan milletvekillerinin de
imzaları var. Bu önergelerde, kota belirlenirken
üretici aleyhine olan hükümlerin düzeltilmesi;
rakımı yüksek olan Erzurum, Bayburt, Kars ve Muş
gibi illerimizde kota uygulanmaması gibi
hususlar yer almıştı.
Bugün AKP iktidarının yapması gereken şey,
çiftçilerimizin mağduriyetini önlemek üzere,
Şeker Kanununu yeniden TBMMye sevk ederek
geçmişte sahip çıktığı politikalara uygun
değişiklik yapmaktır. Heyhat! AKP şimdi zulmü
katmerleştiriyor. Kota alamayan şeker
ithalatçılarının ve mısır ithal ederek şeker
üreten Yabancı Sermaye kuruluşunun önünü açıyor.
Pancar üretiminin 3-4 milyon tona düşmesinin ve
100,000 ailenin daha perişan olmasının müsebbibi
oluyor.
Ey AKPye destek olanlar! IMFe devredilen
ekonominin Türkiyeyi nasıl tahrip ettiğini ne
zaman göreceksiniz! Pamuk çiftçisi perişan oldu.
Tahıl ekenler perişan oldu. Besici perişan oldu.
Köylümüz çiftçimiz perişan oldu. Ne zaman
uyanacaksınız! Aç bıraktığınız insanlar
misyonerlerin tuzağına düşüyor; görmüyor
musunuz? Başbakan görmüyor, bari sizler
görünüz. Avrupada mescit açılmasına izin
veriliyor, Türkiyede kilise niçin açılmasın
diyecek kadar ne yaptığını bilmiyor. Avrupada
mescit açılması bir ihtiyaçtan oradaki Müslüman
göçten kaynaklanıyor. Türkiyede kilise açılması
hangi ihtiyaçtan kaynaklanıyor? Misyonerlik
faaliyetlerinin artması şaşılacak bir şey değil.
Ortam hazırlandı. İnsanımız açlığa mahkum
edildi. Çıkardıkları TCK ile de din
görevlilerinin camilerde ve cami dışında
konuşmalarını yasakladılar. Türkiyeyi insanlar
için taşları bağlı muarızları! serbest ülke
haline getirdiler.
Bazı TV ve gazetelerin misyoner
faaliyetlerini kötülemek niyetiyle dahi
vermeleri, açlık ve sefalete düşenleri teşvik
edici mahiyettedir.
Yayın organlarımızın daha dikkatli olmalarını ve
olayları abartarak teşhir etmek yerine
misyonerlik faaliyetlerinin panzehiri olan
gerçek din alimlerimizin görüşlerini
yansıtmalarını ve din eğitimine ağırlık veren
programlara daha çok yer vermelerini milletimiz
adına tavsiye ederiz.