|
İSLAMİYETİN
BARIŞ ANLAYIŞI
Konumuza iki temel
soruyla başlayabiliriz;
Birincisi, Yeni çağ
hangi sorunlarla karşımıza çıkmaktadır.
İkincisi, bu çağ ve
getirdiği sorunlar bir dini ne derecede ilgilendirir.
BARIŞIN
YOK OLUŞU
Bugünkü modern çağın en
büyük hastalığı barışın yok oluşudur. Bilim ve teknolojinin ilerlemesiyle,
hangi sınıftan olursa olsun bir bütün olarak insan oğlu büyük ölçüde maddî
bir başarı sağlamıştır.
Şüphesiz, birinci ve
ikinci dünya ülkeleri diye adlandırılan ülkelerin toplumları, bilimsel
gelişmelerden en çok faydalanan toplumlardır. Ancak üçüncü dünya ülkeleri de
bu gelişmelerden bir dereceye kadar faydalanmıştır. Halen yaşamlarını ilkel
bir şekilde sürdürmekte olan geri kalmış toplumların en ücra köşeleri bile
bilimin ışığı ile aydınlanmıştır. Yine de, insanoğlu mutlu ve huzurlu
değildir. Gelecekle ilgili huzursuzluk, korku, önsezi, güvensizlik duyguları
gittikçe artmakta ve iki nesil arasındaki tatminsizlik büyümektedir.
Bugünkü dünyaya meydan
okuyan bazı önemli faktörler vardır. Bu faktörler doğal olarak insanda
geçmişi ve bugünüyle ilgili derin bir tatminsizlik uyandırmakta ve özellikle
genç neslin düşüncelerinin derinliğine yerleşmektedir; İnsanoğlu artık barış
arayışındadır.
DÜNYA
BARIŞI İÇİN İSLAMİYETİN YARDIMI
İslam kelimesinin sözlük
anlamı barıştır. Böylece bu bir tek kelime İslamî tâlimatı ve tutumları az
ve öz olarak en güzel şekilde yansıtmaktadır. İslam talimatı, insanı
ilgilendiren her sahada barışı garanti etmektedir.
Dünyamızın bir kılavuza
ihtiyaç duyduğu alanları, bugünkü konuşmamda şöyle sınıflandırmaktayım:
1. Dinlerarası barış ve
tutum,
2. Genel olarak sosyal
barış
3. Sosyo-ekonomik barış,
4. Ekonomik barış,
5. Ulusal ve
uluslararası politikada barış,
6. Bireysel barış,
DİNLER
ARASI BARIŞ VE TUTUM
Bütün dinî senaryolara
dikkatle bakıldığında din içinde çelişki (paradoks) durumunun yaygın olduğu
kolayca anlaşılabilir. Genel olarak din, hakimiyetini yitirmiş olmakla
beraber, çeşitli bölgeler de bunun elde edilmesine çalışılmaktadır. Aşağı
yukarı bütün dinlerde, toplumun bazı kesimleri, orta çağa ait olan ve
muhaliflere karşı hoş görülü olmayan, şiddet yanlısı dinî inançlara doğru
kuvvetli bir dönüş yapmaktadır.
Ahlaka gelince; din
inzivaya çekilmiştir. Suç sınır tanımazken doğruluk hızla yok olmaktadır.
Eşitlik ve adalet ölüm eşiğindedir. Toplum sosyal sorumluklarını
önemsememekte ve buna karşı egoist bir benlik gittikçe toplumda güç
kazanmaktadır.
Hatta bu benlik,
kendilerine "dinî bir toplum" diyen ülkelerde bile yerleşmiştir. Bir toplum
ahlakî çöküşünü belirten ve birbirine benzeyen bin bir türlü kötülükler
artık bir gündem haline gelmiştir. Eğer ahlakî değerler bir dinin ruhu ise,
o zaman gün geçtikçe yok olan bu değerler bize kaçınılmaz olan gerçeği
göstermektedir. Dinin gövdesini canlandırmaya çalışılırken ruhu bedeninden
çıkıp uzaklara düşmüştür. Bu nedenle dine bakıldığında sözde dinin yeniden
canlanması tıpkı hayaletlerde olduğu gibi ölü birinin canlanıp yürümesine
benzer.
Diğer taraftan heyecan
verici ilerlemelerin beklendiği gibi gerçekleşmemesi ve yerini uzun bir
durgunluğa bırakması insanlar arasında bir sıkıntı yaratmıştır. Umdukları
mûcizeler ve olağanüstü bir gücün dünyaya müdahale edip onu istedikleri gibi
değiştirmesi şeklindeki olay gerçekleşmemektedir. Onlar dinlerine güven
sağlansın diye acayip kehanetlerin gerçekleşmelerini arzu ederler. Ama
bunlardan hiç biri gerçekleşmez. Bu çeşit insanlar yeni inançların ortaya
çıkmasına sebep olurlar. Geçmişten ısrarla kaçmaları içlerindeki boşluğu
yeni bir şeylerle doldurma isteği uyandırır.
Bu yıkıcı eğilimin bir
başka yüzü ise, dünya barışını tehdit eden dinin yeniden canlanması ile
ilgili inançlar ve aşırı derecede huzursuzluk yaratan olaydır. Bu inançların
ortaya çıkmasıyla tartışma ve düşünce özgürlüğünü yok eden zehirli bir çevre
de ortaya çıkıvermektedir. Bu da yetmediği takdirde vicdansız politikacılar
çabuk alevlenen durumlardan istifade edebilmek için her türlü yola
başvurarak dine leke sürerler. Yine dinlerarası tarihsel rekabet ve kan
davaları kendi rolünü oyar. Arıca sözde özgür denilen medya dünya
olaylarında gerçek tarafsız bir tutum izlemekten ziyade gizli güçler
tarafından yöneltilmektedir. Bu yüzden eğer bir
ülkenin
medyasının çoğu bir dine bağlı ise, o zaman onlar bu şavaşa katılıp rakip
dini kötülemeye kalkışırlar. Böylece bu senaryo daha da karışık hale gelir.
Şüphesiz bu oyunun ilk kurbanı dinin ta kendisidir.
Bugün din aleminde olup
bitenlerden derin bir üzüntü ve endişe duymaktayım. Dinlerarası
anlaşmazlıkların giderilmesi için bir an evvel gerçek ve ciddi bir çaba
gösterilmesi gerekmektedir. İnancım şudur ki, İslam, istek ve
ihtiyaçlarımızı karşılayan ve her cihetten tatmin edici olan tavırlar ortaya
koymaktadır. Daha iyi anlaşılabilmesi için konuyu çeşitli bölümlere ayırdım.
Örneğin, dünyada barışın
sağlanması için yardımcı olan ve eninde sonunda bütün insanoğlunu
birleştiren bir dinin, vahyin evrenselliğine inanıp insanların renk, nesil
ve coğrafyaları ne olursa olsun, tek bir Allah tarafından yaratıldıklarını
kabul etmesi gerekir. Ayrıca eğer bir topluma bir zamanlar vahiy ile yol
gösterilmişse o zaman her toplumun vahiy ile şereflenmeye hakkı vardır. Bu
görüş bir dinin sadece kendisini hak dini olarak gösteren anlayışını ortadan
kaldırır.
Adları, inançları, ne
zaman ve nerede var oldukları gözetilmeksizin, bütün dinler Allah'tan (c.c.)
bir takım vahiyler aldığını iddia etmekte haklıdırlar. Dinlerin talimat ve
inançlarında ihtilaf olmasına rağmen kaynakları aynıdır. Dünyanın bir ucunda
bir dini vahiyle ortaya çıkaran Allah, hangi çağa ait olursa olsun,
kesinlikle diğer bölgelerin dinî ve manevî ihtiyaçlarını da karşılamıştır.
|