|
|
|
|

BÜYÜK ŞEHİR OLABİLME HAYALİ
Hemen hemen herkesin en büyük ideali Bayburt’un büyük şehir olabilmesi. Ama bu hayal bir türlü içinde bulunduğu kabuğu kırabilmeyi başaramıyor. Nedenler bir hayli fazla. Eskiyle içinde bulunduğumuz zamanın analizinin yapılması gerekmektedir. Bu analizi yapabilmek için bir çok söylenemeyen hususun da deşifresi gerekmektedir. İşte bu nedenlerden yalnızca bir kaçı:
Paranın çok değerli olduğu zamanlarda Bayburt’ta sanayinin oluşturulabilmesi amacıyla ortaklıklara dayalı kurulmuş olan iş yerleri, ortaklarına hiçbir şey verememiştir. Hiç kazanamadığı beyan edilen bu iş yerlerinin olumsuz yankıları yeni bir ortaklığın kurulmasının önünde en büyük engel olarak bu günlere dahi damgasını vurmuştur. Düne kadar zarar eden bu iş yerleri, ortakların berteraf edilmesiyle birlikte kara geçmiş bile. Bu insanımız üzerinde ortaklıklara dayalı yeni iş yerlerinin kurulamamasının en büyük nedenidir.
Yıllardır Üniversite kurulabilmesi yönünde atılmış olan adımların hiçbirinden kayda değer bir sonuç çıkmamıştır. Resmi ya da sivil toplum örgütlerinin ses getirebilecek bir çalışması olmamıştır. Herkes bu konuda yılgın ve bezgin.
Hükümetler kanalıyla da bir çalışma yapılabilmiş değildir. Yakın bir zamanda on beş, akabinde de on üniversitenin kurulmasına dair bürokratik işlemler tamam, ne var ki bu yirmi beş belde içerisinde Bayburt bulunmuyor. Önceki hükümetler döneminde on beş üniversitenin kararı çıkmış olsaydı Bayburt’da infial yaşanırdı. Şimdi ise herkes bütün bu yaşananlardan memnun olmalı ki ses seda yok.
Herhangi bir bakanlıktan çıkan karar ya da yasa Bayburt’un küçük bir vilayet olması nedeniyle hemen uygulamaya konurken diğer şehirlerde birikmiş işler nedeniyle bizde uygulanan karalar onlarda uygulamaya konmadan bir başka kanunla hükümsüz hale dönüyor.
Dışardan gelen insanların pahalı buldukları her tüketim maddesi ne gariptir ki bizde gayet normal bir şeymiş gibi algılanabiliyor. Meyve, sebze, giyecek ve kira….. Biri birini aratmayacak miktarlarda anormal. Pazarda, bir başka yerden gelen satıcılar barındırılmamakta, insanımız, belirlenen fiyattan alış verişe mecbur kalmaktadır.
Göç bir türlü önlenemiyor. Evet bir başka problem de bu. İnsanların bu aşamada düşünceleri şöyle: Eve ihtiyaç var. Bir katın maliyetinin Bayburt’la herhangi bir büyük şehir arasında ki farkı ne? Üç aşağı beş yukarı aynı masraf. Bunun, inşaatin başlayabilmesi aşamasına kadar masraf aynı. Malzeme kalite ve ucuzluğuna gelince dışarının avantajları saymakla bitmez. Bu durumda tercih nasıl olabilir ki? Elbette ki, kışı ehven ya da hiç olmadığı şehirlere göç kaçınılmaz olmaktadır. Buna rağmen burada ev sahibi olmak isteyen insanlara yine de kolaylıklar getirilemiyorsa!
İş kurma bakımından da aynı şeyler söz konusu. Zahit Mahallesinde ki bakkalın devlete ödedikleriyle Kasımpaşa’da aynı işi yapan vatandaşın ödediği arasında cüzi farklar bulunuyor. Ya kazanç? İşte orada durmak gerekir. İki ayın bir yıla bedel olabileceği bir kazanım söz konusu. Ne gariptir ki ben bu yazıyı hazırlarken hapörlerden “tekel vergisini Ocak ayı son gününe kadar ödemeyenlerin kaçak sigara satışı nedeniyle cezalandırılacağı ilan ediliyordu” işte Ulus’ta ki esnafla Şingah’taki esnafın aynı miktarda ödediği bir başka vergi türü de bu.
Hep Kayseri’li vatandaşın eşeği yatağa yatırıp vergi memurları sorunca babam demesine vatandaşımız fıkra nazarıyla gülmektedir. Bir insan babası yerine eşeği koyabiliyorsa, gülmek yerine biraz düşünmenin gereğine dikkat çekmek istiyorum.
Kışın en amansız zamanları. Dün, bir Mehmet Ali Erbil kadar verginin Bayburt’tan toplanamadığını iddi eden insanlar esnafın hangi zor şartlarda işini yürütebildiğini de biliyorlar mı dersiniz? Elbette ki bilmiyorlar ve bilemezler de. Millet sırtından dayanıp döşetilmiş dairelerde ahkam kesmek kolay. Birde işin içine girmek gerekir. Kim, “lütfen canıyla uğraşan insanları Beyoğlu, Taksim esnafıyla aynı kefeye koymayın” diyebildi, diyebilirdi? Diyemez elbette ki!. Millet Vekilinin kağıt üzerinde ki sıfatının yok sayılması, taşıdığı derin çizgilerin pasivize edilmesi, otoritenin vazgeçilmezlerinden olsa gerek. Ve emrin makul olmayan sonuçlarının yansımaları mutlak yaşanabilmeliydi..
Yeni bir seçim daha olduğunda yine aynı yalanlarla insanlarımız kandırılmaya çalışılacak. Mangalda kül bırakılmayacak. Ortada ne var. Hangi hizmet karşılığında insanımızın reyi istenecek ben çok merak ediyorum. Milletin sesi susturulmuşsa partizanlık bir tarafa itilip gereği yapılmalıdır. Ama nerede? Yine bağnazlıklar, zorbalıklar ve bir poşet içerisinde birkaç makarnanın ezici ağırlığıyla insanların iradesi ipotek altına alınacak.
Hayali büyük olmayan devletler de, insanlarda her zaman vasatın altında başarılı olabilmişlerdir. Biz hep şahsi işlerimiz yönünde irademizi kullanmayı tercih ettik. Bir iş, üç günlük aş gibi basit çıkarlar için hizmet getirmesi gereken insanlara şirin görünmeyi şiar edindik. Siyaset anlayışımız, işte bu kurallar etrafında şekilleniyor.
Bayburt ve bir kocaman on yıl. Hangi büyük icraatın varlığından kim bahsedebilecek. Varlıktan dem vuranlar tamirat ve tadilattan öteye geçmeyecek kırıntı ikramlarla yine sahneye çıkacaklar. Bayburt’ta binlerce kişinin ağzı açık dinlediği mitingleri bir başka vilayette aynı oranda hizmet almış başka vatandaşlar dinlemek yada alkışlamak bir tarafa protesto ederlerdi. Ama biz yine de dinleyeceğiz gibi bir sürü yalanı. Hem de menfaatcıların teşvikiyle. Onların üç kuruş daha fazla faydalanmaları adına, bilemeden bir hata daha edeceğiz. Ve hesap soramadan bir beş yıl daha geçireceğiz.
Nereden nereye. Beklide birçok okuyucum ilk kez böylesine birbirine giriftar meselelerle dolu bir makale yazdığım için beni yadırgayacaklardır. Ama böylesi meseleler içerisinde ben, tek bir hususla yetinmenin okuyuculara ihAnet olacağı endişesiyle hareket etmek zorunda kaldım.