Bayburt69.com ANA SAYFA BAYBURT SEVDA´DAN ÖTE BiR TUTKU´DUR.

Timur GÜZEL



BİR GEZİNİN ARDINDAN

SOĞANLI DAĞINDA “KIRKLAR TEPESİ”

Ben soğanlı Dağında bulunan yaylaları ve dolayısı ile yayla  evlerini öğretmenlik yaptığım Kozluk köyünde 1988 yılında Mart ayında gezmiştim. Benim gezdiğim günlerde buralar tamamen kar kıştı. Tapanoz ve  Büyük yaylayı  gezerken  kimsecikler yoktu buralarda. Derken iki tane genç kız  gördüm yayla evlerinin önünde bir şeylerle uğraşan. Henüz kış olan bu yaylalarda bu iki genç kızın ne aradığı beni meraklandırdı. Bu yaylaların adlarını öğrenmek ve buralar hakkında kısa tanıtıcı bilgi almak için yanlarına vardım ve babalarını çağırmalarını istedim. Kız çocuklarından birisi yaylada yalnız kendilerinin ve birde baba annelerinin olduğunu söyleyerek baba  annelerini çağırdılar.

Çam ağaçlarından  üst üste dizilerek oluşturulmuş  insana huzur veren bu yayla evinin kapısında 65-70 yaşlarında ancak yaşını göstermeyen, güler yüzlü, insana moral veren oldukça dinç bir bayan göründü. O gülen yüzüyle önce  hoş geldin etti. Ardından neden kapıda kaldığımı içeriye girmediğimi sordu. Bende Bayburt’tan buraları araştırmak, tanımak için geldiğimi, örf ve adetimiz gereği erkeksiz eve giremeyeceğimi söyledim. Bunun üzerine nine hemen beline takılı 14’lü tabancasını göstererek; “bak evladım, sizin adetlerinizi ben biliyorum ve saygı da duyuyorum. Ancak, bizimde adetimiz misafir başımızın üstündedir ve erkeğimi de sorarsan işte bu 14’lü benim erkeğimdir. Suyumu ekmeğimi yemeden seni asla bırakmam” demişti. Allah razı olsun, öylesine hoş, öylesine otoriter, öylesine vakar bir kadındı ki, sözü uzatmayalım tam bir Osmanlı Kadınıydı. Hayatını sorduğumda bana anlattığından;  oğullarını, gelinlerini, torunlarını bir arada götürebilen öylesine otoriter bir Osmanlı kadını portresi oluştu benim beynimde.

Bu girişi şunun için yaptım, 1988 yılında  tanıştığım bu nine, bütün heybetiyle karşımızda duran ve adının  Kırklar Tepesi olduğunu söylediği bir dağı göstermişti. Bende burayı gezmek istediğimi belirttim. Hem  kırklar denilen ibadet yeri hem de dağın güzelliği ilgimi çekmişti. Buraya  hemen çıkmak istediğimi söylediğimde nine, burasının çok yüksek olduğunu, buradaki kar yüksekliğinin fazla olduğunu, hele böyle mart ayında çıkılmasının imkansız olacağını söylemişti.

Aradan onca yıl geçmesine rağmen bir türlü zaman bulup çıkamamıştım buraya. 2006 yılının bahar aylarında değerli meslektaşım BAYSES Gazetesi Sahibi Asım Yavuz ile buraya çıkmaya karar verdik. Yaptığımız program iki günlüktü ve ilk günün akşamını orada çadırda  geçirecektik.

Bir cumartesi sabahı yola çıktık. İlk gittiğimiz yer soğanlı dağlarının zirvesi oldu. Buraya araçla çıktık. Oldukça fazla olan malzememizi alarak Taponoz yaylasına doğru yola koyulduk.  Yaylaların sırtından Kırklar Tepesine doğru yol alırken bu dağların süsü olan yayla dumanı da  bize doğru ilerliyordu. Akşam saatlerine doğru biz kırklar dağının eteklerine gelebildik ki, dumanda bizi sardı. Çadırı kurmak ve dinlenmek için Bayburt merkeze bağlı bir köyümüz olan   Kozluk ‘un Yaylasına indik.

Burada iyi bir dostumuz olan Ali Yavuz  ile karşılaştık. Bize güzel bir yayla sofrası hazırladı ve yiyip içtikten sonra çadırda kalacağımızı belirttik ancak, müsaade alıp buradan ayrılmak o kadar kolay olmadı. Derken yaylada bulunan sürü sahipleriyle de sohbeti koyulaştırdık. Bu arada da Kırklar Tepesinin yerini iyice öğrenmeye çalıştık. Geceyi burada geçirdik. Asım sabahın 4’üne kadar iyi bir uyku çekti. Benim için aynı şey söylenemezdi. Ben yabani hayvanların yaylada bulunan sürülere yaklaştıkça köpeklerin feryadından uyuyamadım.

Sabah 4 ‘te kalkıp bir kahvaltı yaparak tekrar soğanlıya tırmanmaya başladık. Bize izah edilen yere doğru yöneldik ve zirvesine çıktı ki ne çıkalım yanlış gelmişiz. Çok büyük bir zamanımızı harcamış olduk bu arada. Doğal gaz döşeyen ustalarla görüştük ve gideceğimiz yeri tam olarak öğrendik sonunda. Tam 6,5 saat süren bir yürüyüşün ardından Kırklar Tepesine vardık. Bu yürüyüş bizi oldukça yormuştu. Aslında çıkarken dağın yüzeyine konulan işaretler olmasaydı yinede bulamazdık ya Allah(cc) razı olsun, duyarlı vatandaşlar böyle bir yol bulmuşlar.

Kırklar Tepesi oldukça sarp bir kayanın tepesine inşa edilmiş, tek girişli bir mütevazı bir yerdi. Sarp kayanın etrafı taşlarla örülmüş ve giriş yerine bir iki odalı küçük bir kulübe inşa edilmişti. Odanın birisi yatmak için diğeri de mutfak olarak kullanılmak için tasarlanmıştı.

Buraya birde ziyaretçi defteri konulmuştu. Mutfakta çay yapmak için tüp, çay, şekerin yanı sıra ekmek, yağ, peynir kısacası yok yoktu diyebilirim. Bu zengin mutfak karşısında inanın hayrete düşmüştük.

Bizde bu ziyaretçi defterine bir şeyler yazdık ve zamanı kullanmak açısından hemen çalışmaya başladık. Burası çok görsel bir tepe üzerine gerçekten kuruluydu. Temmuz ayı olmasına rağmen hala bütün zirveler kardı. Çaykara ‘ya doğru bütün tepeler yemyeşil çam ağaçlarıyla kaplıydı. Bir insanın dinlenebileceği en uygun alan olarak burayı düşündüm doğrusu. Hele gece burada kalmanın çok güzel olacağı aklımdan geçendi. Doğrusu insanın yaratanına ibadet yapması için en uygun yerdi burası. Mazisi hakkında fazla bir bilgiye ulaşamadığımız Kırklar Tepesinin inşasına sebebinde bu olduğu izlenimi bende uyandı. Bu güzelliklerin görüntülerini ve resimlerini aldıktan sonra zirveden aşağıya hızlı bir şekilde inmeye başladık. Yola indiğimizde hiçbir araç denk gelmedi ve derken Göloba Kırater Gölüne kadar indik. Gölde çok güzel ve bir o kadar da muhteşemdi. Kış aylarında soğanlıdan gelen bir çığ gölün hemen kuzeyinde bulunan yayla evlerini yarıdan tıraşlamış ve göle inerek göldeki bütün balıkları dışarıya atmış. Maalesef bütün bu yorgunluğumuza rağmen bir araç bulamadık ve Göloba Köyüne kadar yürüdük. Bu yürüyüş yorucu olduğu kadar eğlencelide oldu diyebilirim. Yemyeşil çayırlar, bu çayırların ortasından akan buz gibi derelerden geçtik. Derken köye indik ve ilk işimiz bir taksi çağırmak oldu hemen. Köyde değerli bir hemşerimiz bize güzel bir çay demledi. Tam çayımızı yudumlarken elinde bir kaval bulunan bir kişi yanımıza yaklaştı. Bu insanın kim olduğunu sordum bana, köyümüzün aşığı dediler. Bize kaval çalmasını istedik oda çaldı. Meğer ne kaval çalarmış bu aşık. Çaldığı kaval dilsiz bir kavaldı ve bu insan kavalı konuşturuyordu doğrusu. Hele Bayburt’un Güldalı türküsünü çalması bir başkaydı.

Bir gezi böyle biterken istedim ki bunu siz değerli okurlarımla paylaşım ve  Bayburt’un tatilimizi geçirecek çok güzel bir şehir olduğunu da bu vesile ile sizlere anlatım. Bahattin Odabaşı Temmuz 2006    / BAYBURT

Resimleri    2   3   4   5   6   7   8