BAYBURT SEVDA´DAN ÖTE BiR TUTKU´DUR. Timur GÜZEL

Ana Sayfa Bayburt Haberler Sanatçılarımız İslamiyet Forum Bayburt CHAT Bayburt TUBE Dostluk İletişim
 



 

MEHMET AKİF ERSOY

            “Akif yalnız bizim asrımızın değil, hatta tarihimizin en büyük destan şairidir.” diyor Cenab Şahâbeddin. Onun kalbi katı hislerden çok uzak ve çok yüksek iki aşk ile yanar: din aşkı, vatan aşkı. Türk ve islam tarihi Akif’ten daha büyük bir şair tanımaz. Alnında parıldayan inancın ışığını,ölümsüz mısralara dönüştüren, köylüsünden kentlisine, avamından havasına, her gönüle hitap etmesini bilen şair, mütefekkir, devlet adamı, önder. Onun sayılabilecek daha birçok vasfı olduğunu biliyoruz. Ancak Mehmet Akif’in Veteriner Hekimliği,ondan söz edenlerin her nedense ya hiç aklına gelmez, yahut en sonunda hatırlanır. Oysa Mehmet Akif’in düşünce ve his dünyasında Veteriner Hekimliğinin işgal ettiği yerin ne kadar önemli olduğu,yapılan son araştırmalarla gün ışığına çıkarılmaktadır.
Mehmet Akif, Baytar Mektebi’ni bitirince, Umûr-i Baytarîye ve İslâh-i Hayvânat Umum Müfettiş Muâvinliği’ne 750 kuruş maaşlı bir me’muriyete tayin edildi. Mehmet Akif aralıksız 20 yıl Veteriner Hekim olarak devlete hizmet etti. İstifa yoluyla görevinden ayrıldığı zaman Veteriner Genel Müdür Yardımcısıydı. İstifa sebebi ise tamamıyla mesleki bir endişeden kaynaklanıyordu. İstifaya yol açan olay şöyle gelişmişti:1913 yılıydı. Veteriner Dairesi Müdürü olan ve Akif’in ilmine,şahsiyetine çok değer verdiği Abdullah Bey’le Orman Maadin ve Ziraat Nazırı’nın arası açılmıştı. Buna sebep Abdullah Bey’in dürüstlüğüne ve bilgisine inanıyor, Nazırın tutumunun politik ve bazı hesaplara dayandığını görüyordu.
Abdullah Bey Nazıra direnince azledildi. Mehmet Akif bu adaletsiz durum karşısında yirmi yıllık meslek hayatını bir anda gözden çıkararak istifasını Nazırın önüne bırakıyordu. İstifa mektubunda: Ticaret ve Ziraat Nezareti celilesine. Devletli Efendim Hazretleri, Umur-i Baytariye Müdürü Abdullah Efendi’nin yerden göğe kadar haklı olduğu bakteriyolojihane meselesinden dolayı azli üzerine acizlerinin memuriyetten sureti katiyetle istifa ediyorum. Diye yazmıştı. Akif’teki bu mesleki endişe, elbette bir anlık kızgınlığın eseri değildi. Mehmet Akif 1889’da eğitime başlayan ilk sivil Veteriner Okulunun (Baytar Mektebi) bir numaralı mezunuydu. Okul birincisiydi ve ilk sivil veteriner hekim ünvanını taşıyordu.Veteriner hekimlik dünyasına atılan bu ilk ve parlak adım. Akif’in mesleki hayatında hep kendini hissettirirdi.1908’de kurulan ilk veteriner derneği “Osmanlı Cemiyet-i İlmiye Baytariyesi”nin kurucusu O idi.Yine ilk Veteriner dergilerinden biri olan “Mecmua-i Fünun-u Baytariye”nin yayın kurulu üyeleri arasında bulunuyordu.
Mehmet Akif’in önderlik ettiği mesleki derneklerden bir diğeri 1910 yılında kurulan “Baytar Mekteb-i Alisi Mezunin Cemiyeti”ydi. Cemiyetin “Risale-i Fenn-i Baytari”adlı yayın organı Akif’in idaresi altındaydı.
Mehmet Akif’i Veteriner Hekimlik mesleğinin meseleleri ile bu derece ilgili kılan neydi? Hiç şüphesiz bu mesleğe olan inancı, Akif’in okul hayatında ve ilk meslek yıllarında çok değerli hocaları olmuştu.19.yüzyılın son çeyreği,Osmanlı Devleti’nin müspet ilim alanında hamle yıllarıydı. II.Abdülhamit Han zamanında birbiri ardından hizmete giren bilim yuvaları,yurtta ilime ve tekniğe yönelen kalplerin sayısını arttırıyor. Yurt dışında eğitim gören milliyetçiler, medeni dünya ile açılan teknik mesafeyi kapatmaya çalışıyorlardı. Bu ilim ve teknik çabalarının en verimli olduğu alanlardan biri de Veteriner Hekimlik alanıydı. Pasteur’un 1885 yılında kuduz aşısı tatbikatını duyurmasından sonra hemen ertesi yıl ülkemizden üç kişilik bir bilim heyeti, Pasteur Enstitüsü’ne Osmanlı Devletinin maddi armağanları ile beraber tebriklerini götürüyor, ilmi alışveriş böylece başlıyordu. Osmanlı Devleti 1887 yılında dünyanın 3. Kuduz Müesesesi’ni bu temaslar sonucu kurdu. 1893 yılında açılan ilk Veteriner okulu işte bu ortamda öğrencilerini eğitti. Veteriner Hekim adayı Mehmet Akif, Pasteur’un ilim yolundaki çabalarını sıcağı sıcağına bu yuvada öğreniyor, gizliden gizliye ona büyük bir sevgi besliyordu. Nitekim arkadaşı Mithat Cemal’in kaydettiğine göre, okul yıllarından sonra Akif’in kütüphanesinde Pasteur’un resmi hiç eksik olmamıştı. Hele Pasteur’un de kendisi gibi ilahi düzenin inanırı olması Akif’teki Pasteur sevgisini arttırıyordu.
Mithat Cemal diyor ki:
            “Akif Pasteur’un adını heyecanla söylüyor heyecanla dinliyordu. (Sonradan anlıyorum) Bu heyecan Akif’te meftunluk tavrı almıştı. Kütüphanesinden Pasteur’un resmilerini çıkarır, dudağında ince tebessümle bu resimlere dalardı.”
            Akif düşüncesinin bir ucunda bilim ve teknik,diğer ucunda memleket gerçekleri vardı. Bu iki noktayı birleştiren kuvvet ise Akif’in mesleği, yani veterinerliği idi. Mehmet Akif acı yurt gerçekleri ile mesleğini icra ederken karşılaştı. Memleketin en ücra köşelerini, sosyal yaraların en onulmazlarını bu vesile ile tanıdı.

            “Köylünün bir şeyi yok,sıhhati,ahlakı bitik,
            Bak o sırtındaki mintan bile tiftik tiftik.
            Bir kemik,bir deridir ölmedi
            Kaldıysa diri,
            Nerde evvelki refahın acaba onda biri?
            Dam çökük,arsa rehin,bahçeyi “icra”ister,
            Bir kalem borca bedel faizi defter
            Hiç bakım görmediğinden mi nedendir toprak,
            Verilen tohumu da inkar edecek,öyle çorak
            Bire dört aldığı yıl köylü,emin ol kudurur.
            Har vurur bitmeyecekmiş gibi,harman savurur,
            Uğramaz,gün kavuşur,çiftine yahut evine,
            Sabah iskambil atar kahvede,akşam domine.”

            Mehmet Akif halkın yaralarını sarmak için hemen harekete geçmek gereğine inanır ve bu yolda mesleğine de büyük güven duyardı.Safahat’taki Köse İmam’la konuşmasını hatırlayalım,

            “-Kimi bid’atçı diyor... Duyduğum en çok bunlar.
            -Daha var mıydı, İmam?
            -Var ya, unuttum: Baytar.,
            -Keşke baytarlık edeydim...
-Yine et mümkünse.
-Yapamam.”
-Belki yapardın be...”

            Mehmet Akif’in mesleğine olan sevgisi ve bağlılığı ömrünün sonuna kadar sürecekti.Ölümünden bir yıl önce Mısır’dan Pendik Bakteriyolji Laboratuvarı Müdürü Şefik Kolaylı’ya yazdığı mektuplarda, müessese hakkında bilgi ve fotoğraflar istiyor, genç veterinerlerin mesleğe atılırken, bu laboratuarlarda muhakkak eğitime tabi tutulması istiyordu.
Mehmet Akif’in 63 yıllık ömründe özellikle gençlik ve olgunluk yılları,köy,köylülük, tarım,hayvancılığın ön planda olduğu yurt kalkınmasının meseleleri ile dopdolu geçti. O tarımda,sadece maddi değil,manevi gelişmenin de işaret taşlarını diken seçkin bir önderdir. Mehmet Akif’i çok iyi bir tahlile tabi tutmuş olan Emin Erişirgil,şöyle değerlendirme yapar:
Doğrusu Mülkiye Baytar Mektebi-i Alisinin memlekete hiçbir yararlığı olmasaydı da sadece Mehmet Akif oradan çıkmış bulunsaydı, yine bu müessesenin iftihara hakkı olurdu”
“Acaba” diyorum, “Akif veteriner hekim olmasaydı yine Akif olur muydu?..”

“-Unuttum be Köse.
-Keşke zihninde kalaymış, ne kadar lazımmış;
Beni dinler misin evlâd? yine kaabilse çalış:
Çünkü bir tecrübe etsen senin aklın da yatar,
Bize insan hekiminden daha lâzım baytar.”

            Mehmet Akif, Türk-İslam ülküsünü savunan bir şairdir. Kurtuluş hareketinin arkasında da bu sevdayla kaynaşma vardır. Bu sevda onda o kadar ileri gitmiştir ki yüzeyden bir bakış dahi, Mehmet Akif’in bütün şiirlerinde, Çanakkale ve Milli Mücâdele ülküsünün, ancak “iman” denilecek bir cevherle terennüm edildiğini görecektir:

“Bir hilâl uğruna Yarab, ne güneşler batıyor
......
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid’i
Bedr’in arslanları ancak bu kadar şanlı idi
.......
Bu taşındır, diyerek Kâbe’yi diksem başına
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına...”

 Mahir Adıbeş